Didimli Turizm ve Mitoloji Sitesi Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası >KÜLTÜR MERKEZİ EĞİTİM GRUP ÇALIŞMALARI >Dağcılık Grubu
  Aktif Konular Aktif Konular
  SSS SSS  Forumu Ara   Takvim   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Dağcılık kış faaliyeti kayıtları başlamıştır

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz Sayfa  123>
Yazar
Mesaj
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
admin Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Konum: Didim
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1005
  Alıntı admin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Dağcılık kış faaliyeti kayıtları başlamıştır
    Gönderim Zamanı: 21.Kasım.2008 Saat 19:29

 
 
 
TDF Eğitim Kurulu Üyesi ve TDF Eğitmeni Faik Can ÖZEN rehberlik ve denetiminde Ocak ayı içinde kış faaliyeti çerçevesinde dağ tırmanışı ve dağcılık eğitimi yapılacaktır.  İlgili arkadaşların Didimli.com Kültür Merkezi ile bağlantı kurmaları gerekmektedir.
 
 
Faik Can Özen arkadaşımızın "Peak Lenin Tırmanış Öyküsü" anılarını içeren makalesi aşağıdadır.
Yukarı Dön
admin Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Konum: Didim
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1005
  Alıntı admin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 21.Kasım.2008 Saat 19:30

Türkiye Dağcılık Federasyonu

25 Temmuz - 16 Ağustos 2007 - Kırgızistan - Peak Lenin - 7134 m. Tırmanış Günlüğü

 

 

24 Temmuz 2007 - Salı

 

14.00 - İstanbul Vatan Caddesi Akgün Otelinde toplandık. Akşam saat sekizde toplantı yapacağız. Toplantı saatine kadar eksiklerimizi gözden geçirdik ve Vatan caddesindeki Migros’tan yiyecek alışverişlerimizi yaptık. Ayrıca eczaneden de gereken ilaçları aldık.

20.00 - Toplantıda son gelişmeler gözden geçirildi. Federasyon Başkanı Alaattin Karaca bugüne kadar olan gelişmeleri özetledi. Bundan sonraki yapılacakları anlattı ve bu faaliyetin ulusal bir tırmanış faaliyeti olduğu için en ufak ayrıntılara bile dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulundu. Her iki ekibin bu tırmanışları başarıyla gerçekleştirip herkesin zirveye ulaşacağına inancının tam olduğunu belirtti. Çünkü buradaki sporcuların Türkiye Dağcılık Federasyonu Yönetim Kurulu tarafından Türkiye Dağcılık Federasyonu Teknik Kurulunun değerlendirdiği istatistiki verilere dayalı olarak titizlikle seçildiğini söyledi. Ayrıca Yönetim Kurulunun belirlediği üzere bu faaliyette Peak Lenin tırmanışına katılacağını, bilgi ve becerisini bizlerle paylaşmaya gayret edeceğini ekledi. Daha sonra Ersan Başar ise yurt dışı ile yapılan en son görüşmeleri aktardı. Oradaki program konusunda bilgi verdi. Toplantıdan sonra Akgün otelde kalındı.

 

25 Temmuz 2007 - Çarşamba

 

11.00 - Kamuoyunu ve camiamızı bilgilendirmek amacıyla basın toplantısı yapıldı ve hazırlanan basın bildirisi basına dağıtıldı. Toplantının ardından otelde son hazırlıkları tamamladık.

14.00 - Türkiye Dağcılık Federasyonu Yönetim Kurulu üyelerinden iş adamı Ahmet Hamdi Esen beyin gönderdiği iki araçla Atatürk Hava Limanına hareket ettik. Prof. Dr. Okay Vural, Ahmet Hamdi Esen ve dağcıların katılımı ile uçuş işlemleri kısa zamanda tamamlandı.

19.50 - Bishkek uçağımız havalandı. Türk Hava Yolları TK 1348 sayılı uçağı ile uçuyoruz.  

 

26 Temmuz 2007 - Perşembe

 

00.30 - Bishkek deyiz. Saatleri hemen 3 saat ileri alıyoruz. Saat şu an Bishkek’de 03.30.  

03.58 - Bagajlarımızı bekliyoruz.

04.30 - Havalimanındaki bütün işlemler bitince Kırgızistan’daki iletişim kurulan şirketin elemanları bizi iki minibüsle almaya geldi.   

05.00 - Grand Hotel’e geldik.

05.30 - Gün ışımaya başladı. Uyumaya çalıştım ama nedense uyumakta zorlandım.

10.45 - Zar zor uyuduktan sonra 5 saatlik uykuyla uyandım. Benim çadır arkadaşım Erzurum Dağcılık İl Temsilcisi Çetin Bayram. Bu etkinlik boyunca her şeyi birlikte paylaşacağız. Bu nedenle de Grand Hotel de aynı odadayız. Aslında kalkış saatimiz ondu. Bugün çok dolu bir gün olacak. Türk Büyükelçiliğinde resepsiyon var. Ayrıca Mustag Ata’ya gidecek ekibi bugün yolcu edeceğiz. Narin’e doğru minibüsle hareket edecekler. Ardından eksik olan malzemeler yani ufak tefek diş fırçası, macun, günlük tutacağım bir defter ve asıl önemlisi ultraviyole gözlük almam gerek. Dağcılık malzemesi satan bir dükkan bulmalıyım. Gözlüğüm var tabiî ki ama yeterliliği konusunda içimde bir tereddüt var. İstanbul’da dağcılık malzemesi satan bir kaç mağazada aramış ve bulamamıştım.

Diğer arkadaşlar zamanında kalkıp kahvaltılarını yapmışlar. Bizde Çetinle ayrıca oturup kahvaltımızı yaptık. Grand Hotel hoş bir yer. Anayol üzerinde ve merkezde sayılır. On dakikalık yürüyüşle şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz. Arkada bir bahçesi var. Çimenlerin ağırlıklı olarak bulunduğu güzel bir bahçe. Masaların üzerinde çok hoş bir kahvaltı yaptık. İşin ilginç tarafı resepsiyondaki kişiden tutun servis yapanlara kadar hepsi bayan. Böyle bir otelde bütün işleri yapan görünürde bir erkek yok. Kahvaltı ise doğranmış domates, salata, omlet, ekmek ve porselen demlik içinde sallama çay. Burada farkına vardığımız bir de su konusu var. İki türlü su satılıyor. Normal su ve gazlı su. Gazlı su diye satılan mineralli su. Bizim maden sularına benzer. Ben sevdim ve daha çok mineralli suyu tercih ettim.  

13.40 - Büyükelçiliğe gitmek üzere otelden ayrıldık. Bizi götürmek için şirkette çalışan Dinara isimli bayan geldi. Türk okulunda okuduğu için bizimle Türkçe konuşuyor ve anlaşıyoruz.

14.00 - Büyükelçilikteyiz. Kırgızistan  konsolosluğumuz, Büyükelçi Vekili Sayın Semra Rana Gökmen ve eşi Sayın Özgür Gökmen, Dağcılık Türk Takımımıza resepsiyon verdi. Resepsiyona Kırgızistan Türk İş Adamları Derneği Başkanı ve yönetimi de katılmıştı.  Yapılan tören sonrası verilen nefis Türk yemekleri Kırgızistan Türk İş Adamları sponsorluğunda gerçekleşmiş. Adımız Dağcılık Türk Takımı. Bu ismi çok sevdim. Doğru çünkü biz 21 kişiden oluşan büyük bir takımız. Burada Türklerle olmak çok hoş. Kırgızistan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye olduğu için Bishkek’teki en merkezi ve en iyi yer Türk Konsolosluğuna verilmiş. İlk açılan elçilik Türkiye olduğu içinde plakalarda 01 ile başlıyor. Ayrıca binanın harika bir bahçesi var ki burada bize yemek sundular. Yemekte Kırgızistan Türk İş Adamları Derneğinde sekreter olan Erdal Yalvaç ile tanışıyoruz. 11 yıl önce buraya Tarih okumak için gelmiş. Ondan edindiğimiz bilgilere göre burada 5000 dolayında Türk varmış. Ayrıca 150 Türk şirketi bulunuyormuş. İki üniversite varmış. Bunların birisi Devlet üniversitesi diğeri ise özel Sebat üniversitesi.   

15.30 - Büyükelçilik ve Turizm firması araçları ile kaldığımız otele hareket ettik.

16.00 - Her iki ekip son bir toplantı yaptık. Bir kez daha ayrıntıları da gözden geçirdikten sonra Mustag Ata ekibini yolcu ettik. Daha sonra şehir merkezine yürüyerek alışveriş eksiklerimizi hallettik. Nevzat, Durmuş, Çetin ve ben dağcılık malzemesi satan iki mağazaya girdik. Merkezde döviz bürosunun altında bulunan mağazada aradığım gözlüğü buldum. Satıcı bayan Julbo gözlüğü 71 dolardan 1 dolar aşağıya inmedi. Dolarları bozdurup com olarak verdim. 1 dolar 37 com. Ama com burada som olarak okunuyor. Yine kafelerden, lokantalardan, internet salonlarından, mağazalardan tutun sokaktaki tezgahta satış yapanlara kadar hepsi bayan. Dükkanlarda erkek görmek inanın çok zor.

Hava kararınca otele dönüp bahçede porselen fincanlarda çay içerek sohbet ediyoruz.     

Yukarı Dön
admin Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Konum: Didim
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1005
  Alıntı admin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 21.Kasım.2008 Saat 19:30

27 Temmuz 2007 - Cuma

 

05.00 - Telefonun sesiyle uyanıyoruz.   

05.30 - Bahçeye inip kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltıda bu kez iri mantı, yanında doğranmış salatalık ve çay var.

06.10 - Hurçlarımızı hazırlayıp otelden ayrılıyoruz.  

06.40 - Uluslar arası Manas havaalanındayız. Osh’a gideceğiz. Dinara bu kez gelmedi. Bu sefer bize eşlik etmek için anne ve babası Tatar olan Amina geldi. Gelen bayanlar özellikle genç ve güzel. Havaalanına gelince uçağın geciktiğini öğrendik. 07.15 de kalkacak olan uçak iki saat rötarla 9.15 te kalkacak. İki buçuk saat havaalanında bekleyeceğiz.

09.30 - Uçak havalandı. Küçük, gürültülü, 60 yolcu koltuğu olan eski bir uçak. Zaten on bir yolcusu biziz. Sade gofreti bizim güzel gofret paketi gibi süslemişler, bir de yanında gazlı dediğimiz mineralli suyu plastik bardak içinde sundular bize. Gofret inanılmaz berbat. Bir saatlik bir uçuştan sonra Osh’a geldik.

10.30 - Osh’dayız. Osh küçük ve yeşil bir yerleşim yeri.

11.15 - Türk’e benzeyen birisi yanımıza gelip Sofia’dan bahsetti. İngilizce bilmiyor. Allah’tan diğer turun rehberi İngilizce biliyordu da o açıkladı. Bizimle konuşmaya çalışan bizi götürmeye gelen şoförmüş. Ama derdini anlatamadığı için de Sofia’dan bahsetmiş. Aslında bizi almaya gelecek olan Sofia. Ama o gelmediği için de sorun oldu. Sofia ile sonradan telefonla iletişim kurup neler yapacağımızı öğrendik. Sonradan da şoförle sıcak bir ilişki kurduk. Neyse ki Mercedes Unimog Kamyondan bozma, arkasında 12 koltuğu bulunan bir araçla havaalanından hareket ettik. Bülent ve ben aracın önünde şoförün yanındayız. El işaretleri ile anlaşıyoruz.     

11.45 - Sofia ile telefon görüşmesi yaptık. Dört saat sonra Yurt Kamp olduğunu ve burada güzel bir öğle yemeği yiyebileceğimizi söyledi. Taldik denilen bölgede bulunan Yurt Kamp, turların yemek için mola verdiği bir yer.

12.00 - Hala Osh’dan çıkamadık. Bir evin önünde durduk. Evin bahçeye açılan büyük kapısından büyük bir hortum ( İtfaiye aracının hortumu gibi ) çıktı. Hortumun ucunu doğruca arabanın benzin deposuna götürdü, hortumla beraber dışarı çıkan adam. Kapı genişçe açıldı ve diğer hortumun ucunun içerdeki varile takılı olduğunu gördük. Hortumu benzin deposuna takan adam içeri girip tam hortumun yarısına yerleştirdiği santrifüj motoruna benzer motoru çalıştırdı. İşin ilginç tarafı bazı evlerin önünde küçücük tahta masalar üzerinde şişe içinde benzin görüyorduk. Demek ki sistem böyle çalışıyormuş. Benzin istasyonları tabii ki var. Eğer istasyondan alırsanız litresi 21.30 com. Evlerden alırsanız 20 com. Arada 1.30 com fark var. Yani yaklaşık iki litresi bir dolar. Bu nedenle de evlerdeki benzinler itibar görüyor.

12.30 - Yarım saat süren benzin alışverişinden sonra nihayet hareket ettik. Hava çok sıcak.  

12.33 - Hareket ettikten sadece üç dakika sonra bir trafik polisi durdurdu. Biz herhalde dağa gidemeyeceğiz. Şoför arabadan inip polisin yanına gitti. Döndüğünde yirmi com işareti yaparak işi bağladığını ifade etti. Ceza trafikle ilgili kaçak benzinle değil.

14.00 - Nihayet şehir dışına çıktık ve hafif eğimli yolda yükselerek ilerliyoruz. Sürekli nehir yatağının yanında süzülen yoldan gittik. Yol boyunca her evin önünde kimi küçük, kimileri büyük yemyeşil bahçeler, bahçelerin sınırını oluşturan yine yemyeşil ağaçlar. Evlerin üstünde eski boru şeklindeki antenler. Nehir hayat vermiş buralara. Havanın hala yağmurlu olması da bu yeşilliği cesaretlendirmiş. Ayrıca yol boyunca Rusların askeri birliklerinden kalma uzun askeri barakaları, kenarlarda sınıra benzeyen tel ya da taşlardan örülü kalıntıları, askeriye giriş kapılarını, boş askeri binaları, gözetleme kulelerini görmek mümkün. 2100 metreye geldiğimizde hava iyice serinledi. Her yer ıslak ve nemli. Yağmurun yeni yağdığı yoldaki su     

birikintilerinden ve çamurlardan anlaşılıyor. Büyük bir yayladan geçtik. Bizim yaylalardan tek farkı ev yerine aynı tip büyük çadırlar. Yol kenarında satış yapan küçük barakalar var.   

14.20 - 2400 metreye ulaştığımızda hava bir hayli serinledi. Artık üstümüze kalın giysileri, polarları giydik.

14.40 - Yağmur başladı. Yukarıdan gelen nehir neredeyse toprak akıyor.                                          

16.30 - Taldik denilen yere geldik. Yemyeşil bir yer. Ağaçların arasında inşa edilmiş küçük bir bina. Bütün servisler burada hazırlanıyor ve yapılıyor. Önünde iki büyük, yuvarlak kıl çadır. Arkasında ise yine iki büyük çadır. Bizi Bar denilen arkadaki büyük çadırlardan birine aldılar. İçerde küçük siniler ve etrafında oturmak için küçük yastıklar var. Yandaki çadırlar ise yatak çadırları. Biz burada kalmayacağız. Sadece yemek yedikten sonra 3600 metredeki ana kampa gideceğiz. Önce bize kahve getirdiler. Yine servisi genç bayanlar yaptılar. Daha sonra da yine fincan demlikler içinde çay hazırladılar. Her çay servisinden önce siyah mı yoksa yeşil mi çay içmek istediğimizi sordular. Yaklaşık 1,5 saat sonra yemek hazırlandı. Hepimiz çok açız. İçinde et olan bir çorba ile başladık. Ardından patatesli ve etli bir yemek geldi. Yanına soğan istedik. Ekmekte harikaydı. Çok keyifli bir yemekten sonra bir kez daha çay içtik.

19.15 - Yurt kamptan hareket ettik. Hala yağmur atıştırıyor.   

20.00 - Yağmur yerini artık kara bıraktı. Arabanın içi karanlık. Herkes uyuyor daha doğrusu uyumaya çalışıyor. Çünkü hepimiz yorgunuz, ayrıca araba da iyice yordu. Dışarısı da çok karanlık. Sadece arabanın farlarından yolu görüyoruz. Arabanın farlarının yaydığı ışıktan süzüle süzüle yağan karı izlemek çok hoş. Saatler ilerledikçe iyice bastıran uykumuzu yolun kalın ve iri taşları sürekli tehdit ediyor. Bir türlü uyumamıza fırsat vermiyor, direniyoruz. Gözlerimiz kapalı ama uyuyamıyoruz. Artık derelerin içinden de geçmeye başladık. Dere sularını yararak ilerliyoruz. Tuvalet ihtiyacı da sıkıntı olmaya başladı ama aldıran yok. Üstelik duyan da yok. Bu sıkıntılarla olacak şey değil, hiç gelmeyecekmişiz gibi gelmişti ama nihayet geldik. Yaşasın! 

24.00 - Ana kampa geldik ve gelir gelmez de herkes tuvalet için farklı yönlere fırladı. Kar atıştırıyor, karanlık ve soğuk. 3600 metredeyiz artık. Aşağıdaki çadırlardan burada da iki tane var. Birisi mutfak hizmetleri için kullanılan diğeri ise yemek yenilen çadır. Çadırların hemen yanından küçük bir dere geçiyor. Dimitri kısa ismi Dima olan ve daha sonra çok iyi anlaştığımız Kore asıllı Kırgız bizi hemen yemek çadırına aldı. Sanki beş masa, etrafında dörder sandalye, VCD ve televizyondan oluşan dağ başında küçük bir kafeterya. Dima sıcak çayla beraber kurabiye türü şeyler sundu bize. Domates ve sarımsakla hazırlanıp küçük kaselerde sunulan sosa benzeyen yiyeceği tadıyorum, hoşuma gidiyor ve çayla yiyorum. Çoğumuz yorgun olduğumuz için yemeye fazla zaman ayırmadan ikişer kişi çadırlara geçiyoruz. Çadırlar ayakta durabileceğiniz kadar büyük. Hurçlarımızı çadırlara taşıyoruz. İç tente ile dış tente arasında malzemeleri koyacak kadar boşluk var. Yerde kalın bir sünger ve üzerinde de mat var. Hemen tulumlarımızı çıkarıp yatıyoruz. Bu faaliyet için aldığım Salewa Diadem 1000  - 40 lık tulumu ilk kez burada kullanıyorum. Ne yazık ki gece ikiye kadar uyuyamadım. Sıcaktan bunaldım. Hiç alışık olmadığım tulum beni sıcaktan uyutmadı. Tulumun içi sanki fırın. Ama dışarısı buz gibi. Gece ikiden sonra uyuyabildim. Yine de ara sıra uyandım. 

 

28 Temmuz 2007 - Cumartesi

 

07.30 - Uyandım. Base camp olarak adlandırılan bu yer 3600 metrede düz bir alan. Kamp alanından Pamir dağlarının doruklarını ve Peak Lenin’in doruğunu görebiliyorsunuz. Bembeyaz buzlarla ve karlarla kaplı dağlar çok etkileyici.

08.15 - Kahvaltıdayız. Salam, kaşar peyniri, tereyağı ve dün gece ki domates sosu her zaman masada bulunan yiyecekler. Ayrıca herkese tabakta omlet yumurta ve sosis getirdiler. Her masada iki litrelik içinde sıcak su bulunan birer termos bulunuyor. Çay ya da kahve için her öğünde masalara konuyor. Masalarda ayrıca siyah, yeşil çay, neskafe ve süt tozları da bulunuyor. Servisi uzun boylu Rus bayan Maria yapıyor. Kahvaltıdan sonra Dima’nın çadırına Başkan Alaattin Karaca ile beraber gidip program hakkında konuştuk. İçinde bir yatak, malzemeler, 4400 kampı ile haberleşmek için kullanılan telsiz ve bilgisayar olan bir çadır. Dima bu kampın sorumlusu. Dima’nın İngilizcesi yeterli olmadığı için de Dima Maria’yı çağırdı. Maria Rusçaya çalan İngilizcesi ile Dima’ya yardımcı oldu. Bende çok rahatladım, en azından Maria ile daha rahat anlaşabildik. Dima’nın anlamadığı zamanlar konuya girip Dima’ya açıkladı. Onların bize hazırladığı programda değişiklikler yapıyoruz. Çünkü onların hazırladığı programa göre aklimatize için en son 6200 kampından sonra 3600 metredeki bu ana kampa dönmemiz gerekiyor. Ayrıca onların programına göre burada hazırlık günü olarak konan bir gün daha fazla kalmamız gerekiyor. Bu bize zaman kaybettirecek. Havanın bozması durumunda zirveyi tekrar denemek için fazla zamanımız yok. Eğer aklimatize tırmanışından sonra 3600 metreye dönmez 4400 metrede ileri birinci kampta kalırsak fazladan iki gün, bir gün de burada fazladan kalmazsak üç gün fazla zamanımız olacak. Programı değiştirerek böylece üç gün kazanıyoruz. Sonuçta burada üç gün değil iki gün kalacağız. Bütün konuları içeren bu konuşma 45 dakika kadar sürdü. Programa son şeklini verdik. Ardından Başkan arkadaşlara açıklamada bulundu ve saat 11.00 de aklimatizasyon amacı ile 4400 metreye yürüyeceğimizi söyledi. Zaten programda olan bir tırmanıştı ve herkesin haberi vardı. Herkes hazırlığını yapmıştı. Ben hazırlıksızdım. Programın son şekli ise şu şekilde kesinleşti.

 

28 Temmuz 2007        Aklimatize Tırmanışı

29 Temmuz 2007        3600 m. Dinlenme Günü

30 Temmuz 2007        4400 m. Tırmanış ve Dinlenme

31 Temmuz 2007        5400 m. Tırmanış ve Dinlenme

01 Ağustos 2007        6200 m. Tırmanış ve Dinlenme

02 Ağustos 2007        4400 m. Dönüş

03 Ağustos 2007        4400 m. Dinlenme

04 Ağustos 2007        4400 m. Dinlenme

05 Ağustos 2007        5400 m. Tırmanış

06 Ağustos 2007        6200 m. Tırmanış

07 Ağustos 2007        6400 m. Tırmanış

08 Ağustos 2007        Zirve ve 6200 m. Dönüş

09 Ağustos 2007        4400 m. İniş

10 Ağustos 2007        3600 m. İniş

11 Ağustos 2007        3600 m. Dinlenme

12 Ağustos 2007        3600 m. Dinlenme

13 Ağustos 2007        3600 m. Dinlenme

14 Ağustos 2007        Osh’a Hareket

 

Eğer herhangi bir nedenle zirveye ulaşmakta bir sorun yaşarsak 11, 12, 13 Ağustos günlerini zirveye yeniden tırmanış yapmak için kullanabileceğiz.

 

11.30 - Ben çadıra geçip hazırlık yaparken Başkan yarım saat önceden yürüyüşe başlamış. Tabiî ki ben o sıra çadırdaydım. 10.30 da yürümeye başlayacaklarını da söylediler ve gittiler. Ben suluğu, Camel bag’i hazırlayıp dereden içine su koyup yola koyulana kadar 20 dakika geçti. Onlar bir hayli yol almışlardı. Arkalarından hiç mola vermeden yetiştim. 4400 metredeki ileri 1. kampa giden patikayı takip ettik. Dünkü yağmur nedeniyle her yer nemli ve ıslaktı. Patika bazı yerlerde çamurluydu. 3600 metredeki ana kamptan geçide kadar her yer yemyeşil otlarla kaplıydı ve birkaç da küçük şelale vardı. Yaklaşık 4200 metre olan geçide doğru yürüdük. Geçide çıkan patika zig-zag yaparak yükseliyordu. Sırtlarında çantalarıyla 4400 metre kampına gidenler ve yukarı kampa malzeme taşıyan katırlarla patikada yoğun bir trafik vardı. Geçitten sonra patika yine aşağıya doğru inip güneye, 1. kampa doğru çarşaklı araziden süzülerek uzanıyordu. Patika tamamen buzullarla kaplı araziyi takip ederek 4400 metre kampına gidiyor. Geçidi aştıktan sonra aşağıya inip yeşilliklerin üzerinde dinlenen diğer dağcılar gibi bizde yeşil çimenlerin üzerine uzanıp keyfini çıkardık. Gerçekten tam keyif, güneşte öyle bir ısıtıyor ki. Her ne kadar Sayın Başkanımız yerinde duramıyor ve bizi 4400 metredeki 1. kampa kadar götürmek istiyorsa da yapılan oylama sonucu kaybedip o da bizimle beraber dinlenmek için yemyeşil otların üzerine uzanıverdi. Çünkü katırcılardan buradan sonra kamp yerine daha dört saat yol olduğunu öğrenmiştik. Gidiş geliş sekiz saati bulabilirdi ve karanlığa kalabilirdik. Genel düşünce buydu. Ayrıca ayaklarımızda da plastik ayakkabılar vardı. Yol kötü ve karlı olabilir düşüncesiyle hepimiz plastik ayakkabılarımızı giymiştik. Plastik ayakkabı bu patika için gereksiz, spor ayakkabılar yeterli. Peak Lenin’i çok net görebiliyoruz artık. Marmot denilen iri hayvanları izledik, tavşanların neredeyse iki katı büyüklükte. Sanki köstebek gibi toprağın içine girip kayboluyorlar.

14.30 - Dönüşe geçtik. Dönüş yolunda Özbek bir aile ile karşılaştık. Türkçe konuşarak anlaştık. 4000 km. uzakta sanki Türkiye’deymişiz gibi hiç yabancılık çekmeden konuşup anlaşmak ne hoş. Ailece 3800 lere gezmeye gelmişler. İki küçük çocuk ve altı yetişkin insan. Fotoğraf çektirdik, birlikte. Fotoğraf çektirirken özellikle bizi aralarına dağınık bir şekilde alıp poz verdiler. Güzel bir sohbetten sonra ayrıldık. Yiyecek getirdiklerini ve aşağıda bıraktıklarını, torbalarının içinde ekmek olduğunu, bizden alıp yiyebileceğimizi söylediler. Dönerken bıraktıkları torbaları gördük. Gerçekten ekmek vardı, ama ne ekmek, böreğe benzer, taptaze bir ekmek. İnanılmaz güzel geldi bize. Torbada yiyecekleri, kolaları vardı sanki pikniğe gelmiş gibi. Bir ekmek alıp birkaç çikolata bıraktık. Yine keyifli yürüyüşümüze devam ettik.

16.00 - Ana kampa döndük. Hava hala mükemmel, zirve açık ve çok net. Öğle yemeğinin hazırlandığını öğrendik.

16.30 - Yemekte yine patates ve et. Yanında da güzel bir salata. Yürüyüşten sonra çok güzel geldi. Ekmekler Osh dan geliyormuş. Yemekten sonra dinlenmeye çekildik.

20.30 - Akşam yemeğinde bu kez. Patates, sebze ve et karışımı çok güzel bir yemek. Yanında güzel bir sos. Galiba patates bu ülkenin ulusal yemeği. Yemekten sonra yine termoslarla gelen sıcak suyla kahvelerimizi içiyoruz.

22.30 - Nevzatların çadıra gidiyorum. Durmuş, Korkut, Çetin, Ahmet içerdeler. Oturup sohbet ediyoruz. 

23.00 - Başkan’ın sessiz olun uyarısıyla sesli konuştuğumuzun farkına varıp dağılıyoruz. Dışarı çıkıp dolaşıyorum. Hava iyice soğudu.

23.30 - Çadıra girip uyumaya çalışıyorum ama bu tulumla çok zor. Mp3 dinleyerek uyumaya çalışıyorum.

Yukarı Dön
admin Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Konum: Didim
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1005
  Alıntı admin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 21.Kasım.2008 Saat 19:30

29 Temmuz 2007 - Pazar

 

02.00 - Yine sıcaktan bunalarak uyandım. Üzerimdekilerin hepsini çıkardım. Dalmışım.

07.30 - Bu kez güneşin ısısıyla uyandım. Çadırın içi çok sıcaktı. Bugün dinlenme günü.

08.15 - Kahvaltıda mısır gevreği, kaşar peyniri, salam ve demlik içinde ayrıca hazırlanmış yeşil çay. Süt olarak da sıcak suda süt tozu eritiyoruz. Kahvaltıdan sonra çadırlarımıza geçip yarın ki malzemelerimizi hazırladık. Fazla malzemelerimizi de buraya bırakacağız. Yürürken yanımıza alacaklarımızı küçük sırt çantalarına yerleştirdik. Diğerlerini ise hurca koyup yarın katırcılara vereceğiz. Buraya gelmeden önce sipariş verdiğimiz propan tüplerimizi aldık. Tüplerin tanesini biz 6 dolardan aldık. Ersan 45 tüp siparişi vermiş ama belki kullanırız diye 10 tüp fazladan aldık. Çünkü yukarıda sürekli kar eriteceğiz. 5400 metre kampında su varmış ama sadece gündüzleri. Geceleri donuyormuş. Tüpler 250 gramlık küçük olanlarından.

Bülent ve Osman birlikte 10 tane tüp aldılar. Durmuş ve Nevzat 7 tüp, Ahmet ve Emrah 7 tüp, Korkut 6, Musa 5, Başkan 10, Çetin ve ben 10 tüp aldık. Toplam 55 tane tüple yukarıya gideceğiz.

Yukarı kayalıklara kadar giden bir araba yolu var. Yaklaşık 30-45 dakika kadar yürüyüş sürüyor. Bizi araba ile oraya kadar bırakabileceklerini söyledi. Çok ince bir düşünce. 

14.00 - Öğle yemeğinde makarna ve kıymalı, soğanlı bir yemek. Yemekten sonra bugün ilk kez dere kenarında traş oldum, kafamı derede yıkadım. Hava bugün yine çok sıcak. Yukarıdan gelen tertemiz ve suyu içilebilen bir dere. Bu faaliyette yüksek irtifada kullanmak üzere yeni satın aldığım North Face V25 çadırı ilk kez kurulumunu görmek amacı ile Çetin ve Musa ile birlikte kurduk. Musa çok yardımcı oldu. Çadır çok güzel. Bugün sadece dinlendik. Sohbet ederek günü geçirdik.

19.30 - Akşam yemeği pilav ve yanında yine kıymalı, soğanlı bir karışım. Ayrıca kırmızı pancara benzettiğimiz çok güzel bir salata. Hurçlarımızı 4400 kampına götürecek atçı ile konuştuk. Sabah sekizde hurçları teslim etmemizin geç olacağını yedide hazırlamamızın iyi olacağını söyledi. 4400 kampının 5-6 saat sürdüğünü ayrıca geri geleceği için karanlığa kalacağını söyleyince en geç yedi buçukta hurçları teslim etme konusunda anlaştık. Katırcılar 3600 kampından 4400 kampına yüklerin kilosunu 1 Dolardan taşıyorlar. Sabah yedide kalkıp hurçları teslim ettikten sonra sekizde kahvaltı yapacağız. Kampta Sibirya’da çalışan bir doktor var. Tatillerinde dağlara çıkıyormuş. Burada da belli bir süre kalıp bu turun doktorluk hizmetini sürdürüyor. Tur ondan herhangi bir ücret almıyor o da tur şirketinden. Çadırının içinde yığınlarca kutu kutu ilaç var. İngilizce bildiği için bizim grupla çok iyi anlaşıyor. Güleç yüzlü ve çok konuşkan. Elinde tansiyon aleti ile hepimizin tansiyonuna baktı. Bülent Aksu ile çok iyi anlaştılar. Bülent’te ara sıra bizim tansiyonlara bakarak doktora yardımcı oldu. Tansiyonları en yüksek çıkanlar Korkut 18, Ben 17, Başkan ise 15 oldu. Benim baş ağrısı ve mide bulantımın olup olmadığını sordu. Hayır herhangi bir olumsuzluk yoktu.  Daha sonra Bülent ölçtü. Benim tansiyon bu kez 15 çıktı. Nabzım ise 78.       

22.15 - Şu an yemek çadırındayız. Nevzat, Durmuş, Çetin, Emrah, Musa, Ahmet, Bülent ve ben oturuyoruz. Sohbet ediyoruz. Akşamları jeneratör çalışıyor. Dima jeneratörün deposunu dolduruyor ve o depo bitene kadar jeneratör çalışıyor. Depo bittiği an alın lambaları ile idare ediyoruz. Musa kağıt getirmişti. Ara sıra oynayarak zaman geçiriyoruz.

24.00 - Çadıra girdim, uyumaya çalıştım.

 

30 Temmuz 2007 - Pazartesi

 

02.00 - Bu saatlere kadar debelenip durdum. Uyuyamadım. Bir an önce yukarılara gitsem de artık erkenden uyuyabilsem. Gerçekten bu tulum buralar için çok fazla.

07.00 - Uyandım ve kalktık.       

07.30 - Hurçları hazırlayıp, atçılara verdik. Atçılar hurçlarımızı tek tek tarttılar. Hurçların toplam ağırlığı 356 kilo.                             

08.00 - Kahvaltıda sütlaca benzeyen az şekerli pirinçle hazırlanmış sıcak çorba, kaşar, birer elma ve kayısı vardı. Buranın elması sanki olmamış gibi küçücük ve çok sert. 

09.10 - Kamaz markalı kamyondan bozma otobüs gibi tasarlanmış arabamıza bindik. Toprak yolda zıplaya zıplaya ilerledik. Araba sanki bizim yürüyüş hızımızda gidiyordu.                                                  

09.30 - Yirmi dakikalık tırmanış yolculuğundan sonra yol bitti. Yolun bittiği yerde yukarıdan boruyla gelen küçük bir pınar oluşturulmuştu ve suyu şu ana kadar içtiğimiz suların en iyisiydi. Termoslarımızı doldurduk.

09.40 - On dakikalık bir moladan sonra hareket ettik.

10.30 - Kıvrıla kıvrıla yükselen geçide ulaştık.  

10.40 - Daha önce de mola verdiğimiz çimenlik alana inip mola verdik. Hava açık, sıcak ve gökyüzünde bulut yok. Zirve ise açık ve çok net görünüyor.

13.50 - 4400 kampı. Birinci kamp. Bir kaç firmanın bulunduğu geniş bir alan. Buzulun hemen yanında ve her yeri net bir şekilde görebildiğiniz bir yer. Buradan dağı net bir şekilde gördüğümde bu dağın çıkılamayacak bir dağ olmadığını söyledim arkadaşlara. Çok sevdim. Zirvelerin hele ki buzulların bolca görülebildiği bir yer. Sanki yıllardır burada olmayı özlemişim gibi bir duygu geçirdim içimden. Bir dağcının daha başka isteyebileceği ne olabilir ki. Buzulun üzerinde 5400 kampına giden rotayı seçebiliyorsunuz. Rota üzerinde yukarıdan aşağıya doğru inen dağcıları küçük bir nokta gibi izleyebiliyorsunuz. Beyazın üzerinde ilerlemiyormuş gibi duran küçük noktalar. Diğer firmaları geçerek bizim kamp yerimize geldik. Yine iki büyük kıl çadır. Tabii ki yine birisi mutfak hizmetleri için diğeri ise yemek yenilen çadır. Bu kez iki Rus bayan var. Mutfak ve bizlerle ilgilenen bayan Alicia. Bu Türkçe yazılışı tabiî ki. Kampın sorumlusu ise Vitali. Bir de yine Dima var. Bu başka birisi. Burada çalışan, rehberlik yapan, üst kamplara çantasını taşıtmak isteyenlerin çantasını taşıma hizmeti veren çok genç bir delikanlı. Elbette ki ücret karşılığı. Ücreti mi, onu da öğrendik. 4400 kampından 5400 kampına kilosunu 7 Dolardan taşıyorlar. 5400 kampından 6200 kampına ise fiatları ikiye katlıyorlar. Yani kilosuna 14 Dolar alıyorlar. 

Çadırlarımıza yerleşiyoruz.

14.30 - Öğle yemeği patates, pirinç ve et. Lahana, mayonez ve bezelye karışımı bir salata. Yemekten sonra yarının hazırlığını yapmak için çadırlara çekiliyoruz. Çadırlar iki kişinin çantalarıyla birlikte rahatlıkla sığabileceği Redfox marka dom çadırlar. 5400 ve 6200 kamplarında kalacağımız günlerdeki yiyecekleri ve orada bırakacağımız malzemeleri hazırlıyoruz. Ayrıca Çetin’in Vaude Explorer çadırını ikinci kampa yani 5400 metreye kuracağız ve orada kalacak. Benim yeni aldığım North Face çadırı ise 6200 metreye kurup orada bırakacağız. Çadırlar aklimatize tırmanışından sonra yapacağımız zirve tırmanış etabında hazır olacak.

Emrah’ın plastik ayakkabısının altı çıkmıştı. Bu durumda yukarıya çıkma şansı yoktu. Emrah burada eğer bulabilirse uygun fiatla ikinci el plastik ayakkabı almak istedi ve hemen konuyu Dima’ya açtık. Dima’nın İngilizcesi iyi. Diğer turlara sorup öğrenebileceğini söyledi. 2 saat sonra Millet marka ayakkabının Everest modeli için 300 dolar istediklerini söyledi. Emrah bu habere çok sevindi. Yaptığımız pazarlıklar ise hiçbir işe yaramadı. 1 dolar aşağıya inmediler. Ayakkabı da geldi. Çok kullanılmamış, neredeyse yepyeni denilebilecek durumda. Emrah’ın çok hoşuna gitti ve hemen satın aldı. Bülent’inde ayakkabı problemi vardı. Onun içinde ayakkabı sipariş verdik ama Dima daha sonra bize bulamadığını söyledi. Bülent artık yapacağı bir şey olmadığı için bu ayakkabıyı kullanabildiği kadar kullanacak.   

Akşam yemeğine kadar hazırlık, sohbet, çevreyi tanıma amaçlı küçük gezilerle zamanı geçirdik. Burası çok etkileyici ve güzel bir yer. Dünyanın her tarafından dağcılarla tanışıyor ve sohbet ediyorsunuz. Diğer turların kafeteryalarının önünde plastik masa ve sandalyeleri var. Oturup kolasını ya da birasını yudumlayanları,  matlarının üzerine uzanıp güneşleyenleri  görüyorsunuz. Sanki dağda buzul manzaralı tatil köyü havasında.

Hemen yanımızda bir göl var. Göle buzullardan gelen küçücük bir dere akıyor. Kullanacağımız suları oradan alıyoruz.    

18.30 - Akşam yemeği saati. Burada yemekler daha erken hazırlanıyor ve daha da fazla veriliyor. Dövme bulgurun yanında tavuk eti. Yine mayonez ve bezelye karışımlı makarna.

Et yemekten rahatsız olanlar ki sadece Çetin et yemiyor. Bugün onun için hazırlanmış bir yemek türü. Çünkü yediğimiz etler nedense çok sert pişiriliyor. Yarın ki program hakkında kısa bir toplantıdan sonra çadırlara çekiliyoruz.

Şu ana kadar hiç kimse de hiçbir sorun yok ve herkes çok iyi. Henüz 4400 metredeyiz. Yarın buzula giriyoruz ve söylenenlere göre 5400 kampına yedi ya da sekiz saatlik yolumuz var.  

22.00 - Uyumak için çadıra girdim ama ufak tefek hazırlıklarla uğraştım. Tang’in portakal olanını hazırlıyorum suluğuma. Uykum geldi ama şöyle dolu dolu uyuyamadığımı hissediyorum. Çetin’e göre uyumuşum ve sürekli horlamışım.   

Yukarı Dön
admin Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Konum: Didim
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1005
  Alıntı admin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 21.Kasım.2008 Saat 19:31

31 Temmuz 2007 - Salı

 

07.00 - Kalktık. Tulumu topladık ve kaz tüyü kabanları torbasına koyduk. Tulumu çantanın en altına yerleştirdiğim için sırt çantasını yeniden hazırlamak zorunda kaldım. Yürümeye başlayan birçok insan sesi duyduk, çadırda hazırlıkla uğraşırken. Biz kahvaltıyı sekizde yapıp dokuzda da hareket etmeyi planlamıştık. Çadırdan çıktığımızda buzulun üzerinde yukarıya doğru ip gibi yükselen birçok dağcı gördük. Hava mükemmeldi ve buzul festival havasındaydı. Kahvaltı erkenden hazır olunca çadırdan erken çıkanlar kahvaltısını yapıp bitirmişlerdi. Tam sekizde kahvaltıya giderken “Kahvaltı hazır, Faik. Hemen kahvaltıyı bitirinde yürüyüşe başlayalım.“ diyen Başkan’ın sesini duydum. Tamam, Başkanım diyerek kahvaltıya gittiğimde çoğunun kahvaltıyı bitirdiğini gördüm. Sekizi yirmi geçe gördük ki Başkan Alaattin Karaca ve kahvaltıya erken başlayanlar yürüyüşe başlamışlar. Biz en son Nevzat, Durmuş, Çetin, ve ben dördümüz tam kırk dakika sonra dokuz gibi yürüyüşe başladık. Onları daha fazla bekletmemek için hızlı hareket ettiğimden alt içliği de çıkartmayı akıl edemedim ya da aklıma gelmedi. Poların altında alt içlik bana sonra o kadar dert oldu ki anlatamam. Çünkü hava inanılmaz sıcaktı. Sıcağı sevmediğim için de sıcakta çok bunaldım. Hızlı hızlı hareket ettiğimden de hararetim arttı. Bu şekilde buzulun eğiminin arttığı yere kadar yaklaşık yirmi dakika yürüdük. Osman ve Bülent buradaydı. Bülent telsizlerle ilgili görüşmek için kampa geri döndü. Biz de kramponlarımızı çantadan çıkararak taktık. Nevzatlar hareket ettiler. Ben Osman’la kalıp Bülent’i bekleyeceğimi söyledim. Bülent geldi ve hareket ettik. Tırmandığımız buzuldaki eğim artmaya başladı. Henüz büyük buzul çatlaklarına gelmedik ama problemsiz küçük çatlaklardan geçerek yürümeye devam ettik. Artık sıcak daha etkileyiciydi ve ben daha çok rahatsız oldum. Dolayısıyla geride kalmaya başladım. Bu irtifada hiçbir sorun yaşamayan ben nefes problemi çekmeye başladım. Bülent ve Osman da hiçbir sorun yoktu ve rahat yürüyorlardı. Onları engellemek hoş değildi çünkü benim tempoma göre yürüyorlardı. Onların devam etmesini söyledim. Ayrılıp ilerde bekleyeceklerini söylediler. Güzel bir dayanışma hareketiydi. Artık çatlaklar büyümeye başlamıştı ama şu an geçtiğimiz çatlaklar emniyet almayı gerektirecek kadar büyük değildi. Yine de çok geride kalmadan gruba yetiştim. Emniyet alınması gereken ilk çatlakta emniyet sistemini kurmuşlar ve karşıya geçiyorlardı. Emniyeti alan Bülent’ti. Çok fazla bekletmeden ben de karşıya geçtim. İçimde içliğin olduğunu söyleyince Bülent mucize sözcükleri bulmuştu bile “Abi sıyırsana polarla içliği aşağıya” bu sözcükler beni inanılmaz bir hızda kendime getirdi. Oh be dünya varmış dedirten sözcüklerdi. Ve onların emniyeti sökmelerini beklemeden yürümeye başladım. Çünkü önümüzde iyi bir eğim vardı. Bir sonraki emniyet noktasında onları bekletmek istemiyordum. Yavaş adımlarla çok dik bir eğimi tırmandık. Çok dik ve çok yorucu bir yokuş. Üstelik buraya sabit hat koymuşlar. Bu yokuştan sonra en büyük ve dibi görünmeyen bir buzul çatlağının yanındayız. Üzerinde kar köprüsü var ama sağlamlığı konusunda tartışılır. Birçok dağcı üzerinden geçtiği için her an çökecekmiş gibi duruyor. Bastığınız yer buz ama sanki alt tarafı boş gibi duruyor. Bu kez emniyetin başında Emrah var. Emniyet kemeri ve göğüs jumarı ile ipe girip kar köprüsünü kullanarak karşıya atlıyoruz. Hem de sırtınızda sırt çantasının olanca ağırlığıyla. Burayı da atlatıp tırmanışa devam ediyoruz. Artık çok rahatım ve sorunsuzca yürüyebiliyorum. Ah bir de şu sırt çantasının ağırlığı olmasa. Önümüzde yığınla insan gruplar halinde ip gibi yürüyor. Hava ise gittikçe daha çok ısınıyor. Allahtan sulukta Tang var. Her bunaldığımda bana hayat veriyor. Serin serin yudumluyor ve su problemimi hallediyorum. Kavurucu bir güneş ve rüzgar bile yok. Yükseklik nedeniyle zaten zor nefes alırken bir de sıcak sıcak nefes almak çok bunaltıcı. Artık 4800 metrelerdeyiz. Oturup dinlendik. Arkadan da yine birçok kişi yukarıya doğru ilerliyor. Bunlar da bizden sonra tırmanmaya başlayanlar. Bizimkiler kalktılar. En son Bülent, Osman, Durmuş ayrılıyor. Bu keyif verici manzarayı izlemek ve biraz daha soluklanmak isteği ile yerimden kalkmadım. Çünkü sürekli yanımdan birileri geçiyor, onlarla sohbet ediyorum. Kimileri yukarıya tırmanıyor, kimileri aklimatize tırmanışını tamamlamış aşağıya keyifle iniyor. Hemen hemen hepsi yorgunlukları had safhada olmasına rağmen sıcak bir şekilde selamlaşmadan geçmiyorlar. Tanıdık bir “Hi” ya da “Hello” sözcükleri. Hiç de yabancılamıyorsunuz. “Sanki bir yerlerden tanıyormuş gibi sizinle göz göze gelip selamlaşıyorlar. Aşağıya inenlere yukarı kampı soruyorum.

Artık şu an yalnızım ve grubun en arkada kalanıyım. Alt kampı 4400 kampını gördüğümüz en son yerdeyim. Buralar 5000 metreler. Bizimkiler en az bana yarım saatlik bir fark atmışlardı.

17.00 - Tek bir bayan geliyor, yukarıdan. “Merhaba” dediğinde şaşırdım. Türk müsünüz diye sordum, sorulacak bir soruymuş gibi sanki. O da bozmadı beni. “Türkün olmadığı bir yer var mı?” diye sordu. Hayret 5000 lerdeyim ve Kırgızistan’da Peak Lenin’de bir Türk. Aslında aylar öncesinden üç Türkün buraya gelip tırmanacaklarını duymuştuk. Ama nerede ve ne zaman karşılacaktık. Geleceklerini Mustag Ata ekibinden Mustafa Kızıltaş bahsetmişti. “Muazzez misiniz?” diye sordum. Şaşırırmış bir ifade ile “Evet” dedi. Doktor olan Muazzez Özçelik üç kişilik ekipteki tek bayandı. 6200 metreye çıkıp aklimatize tırmanışını  tamamlamışlar, çadırlarını 6200 metreye kurup bırakmışlar ve aşağıya iniyorlarmış. Diğer iki erkek Ankara’dan Mehmet İnal, Bursa’dan ve Ankara’da ikamet eden Serkan Ketük ise arkadan geliyorlarmış. 5400 kampına ne kadar var diye sorduğumda üç saat kadar sürer dedi. Vedalaşıp ayrıldık. Saat beş ve daha üç saat var. Muhtemelen sekiz dolaylarında kampta olacağım. Bizimkiler zaten yarım saat kadar önümde onları izliyorum. Havanın değişmesi sorun olabilir diye düşündüm kendi kendime. Ama artık adımlarım iyice yavaşladı. Artık her adım attığımda iki nefes alıp vererek tempomu oluşturdum. Keyifle yavaş yavaş yürümeye devam ettim. Muazzez’in arkadaşları Serkan ve Mehmet’te aşağıya doğru indiler. Ayaküstü onlarla da sohbet ettik, ayrıldık. Ukraynalı dört genç geçti yanımdan. Onlara göre herhalde çok yavaştım ki beni gerçekten çok etkileyen bir soru sordu. “İlerde kamp kuracağız, kampı kurduktan sonra dönerek size yardımcı olmamı ister misiniz?” Afalladım, çeviride hiçbir problem yok. Ben İngilizce öğretmeniyim ve İngilizce konuşup anlamada da hiçbir sorunum yok. Üstelik gençte çok güzel İngilizce konuşuyor. Niye afalladım? Bizim ülkede dağda herkes kendinden sorumludur ilkesi ile hareket edip grup olarak başladıkları tırmanışlara arkadaşlarını bırakarak tek başlarına zirveye ulaşma içgüdüsü ağır basan birçok insan olduğunu biliyorum ve raporlarını da okuyorum. 5100 metrede hiç tanımadığım bir Ukraynalı birazdan kamp kuracaklarını, döneceğini ve bana yardım edebileceğini teklif ediyor. Teşekkür ettim, bana sıcacık bakıp gülümseyen yüze. Tempomun bu olduğunu ve çok iyi olduğumu anlattım. Gerçekten çok iyiydim. Onlar da çok ağır yürüyorlar ama benden biraz daha hızlılar. Sanıyorum en son bizlerdik. Onlar bir bayan üç erkek ve en son da ben. Artık Kızartma tavasındayız. Yani güneş ışınlarının sizi en güzel yakabildiği bir alandayız. Düz bir alan burası. Buradan 5400 kampını görebiliyorsunuz. Yaklaşık bir saatlik yol kaldı. Güneş o kadar açık ve manzara o kadar net ki. Sürekli fotoğraf çekerek ilerliyorum.

19.30 - Güneş 5400 kampının hemen üstündeki sırtta kayboldu ve hava birden serinledi. Polarımı çıkarıp giydim. Ukraynalılar 5400 metre kampına yarım saat kala düz bir alanda çadırlarını kurmuşlar. Kampa gitmemişler, orayı çok kalabalık gördüler herhalde. Oradan geçerken selamlaştık. Hava çok soğudu. Kampa doğru iki kişi ilerliyor. 5400 metre kampı dağın yamacında buzlar üzerine kurulmuş. Rengarenk çadırlardan oluşan bir renk cümbüşü sanki. Çok geniş bir buzul çatlağının üzerinden geçiyorum. Onbeş dakika kadar bir zaman kaldı.

20.10 - Dışarıda birkaç yabancının sohbet ettiğini gördüm. Beni hoş geldin diyerek selamladılar. Bizimkiler dışarıda değiller. Sora sora ilerledim. Sadece Başkan Alaattin Karaca  dışarıdaydı. O da çadırı ile ilgileniyordu. Çetin gelir gelmez Vaude Explorer çadırını kurmuş ve çadıra girmiş. Durmuş ve Nevzat iyi olmadıkları içinde Çetinle aynı çadıra girmişler. En son gördüğüm iki kişi de Durmuş ve Ahmet’miş. Başkan bunları anlatırken de “Faik indirsene çantanı sırtından!” diye uyarıyor. On bir saattir yürüyorum ve hiçbir problemim yok. Baş ağrısı, mide bulantısı yok. Aşırı yorgunluk hissetmiyorum. Sanırım sürekli aldığım sıvı ve yavaş yavaş tempolu yürümem beni çok rahatlattı. O kadar rahatım ve o kadar iyiyim ki sanki o taş gibi ağır çantamın sırtımda olduğunun farkında bile değilim. Daha doğrusu çantamla bütünleşmişim gibi. Henüz hava kararmamış. Çetin’in çadırının tam önündeydim. O sıra Nevzat yandaki çadırın boş olduğunu, çadırın sahiplerinin aklimatize tırmanışı için gitmiş olabileceklerini, benim o çadıra geçebileceğimi söyledi. Ben de Çetin’in çadırında üç kişi sıkışmayın gel o çadırda beraber kalalım dedim. Aklına yattı. Ama Nevzat iyi değildi. Sıcak hava yüzünden su kaybı nedeniyle Nevzat, Durmuş ve Çetin dehidre olmuşlar.

5400 kampına ilk önce 15.45 sıralarında Musa ulaşmış. Onu kırk beş dakika sonra Korkut ve ardından Emrah ile Başkan izlemiş. Musa 7.5-8 saat süren bir sürede ulaşmış kampa. 16.30 gibi de Vaude Space K2 çadırını kurmuş. Bu kadar kısa sürede buraya ulaşması ona hiçbir şey kazandırmamış. O kadar çok kötü ki ayakta duramıyor. Vücudu bitmiş durumda. Bu hali ile yarın 6200 metreye gitmesi mümkün değil. Zaten ben kampa ulaşmadan önce kısa bir toplantı yapılmış ve yarın burada kalmamız kararlaştırılmış. Yani yarın 5400 metrede kalıyor ve dinleniyoruz. Eğer hava bozmazsa ertesi gün 6200 kampına gideceğiz. Hava çok soğudu. Kamp yeri buzulun üzerinde. Ara sıra tabandan buzulun hareket ettiği izlenimini uyandıran sesler geliyor. Bu kamp yeri 1990 da oluşturulmuş. Daha önceki kamp yeri 100 metre aşağıda bir buzul çatlağının üzerindeymiş. Buzul çatlağının hareket etmesi ile kamp çatlağın içine gömülmüş ve 40 kişi hayatını kaybetmiş. O olaydan bir kişi kurtulmuş. Yine bir buzul çatlağının üzerinde miyiz bilmiyorum ama çatlak çok yakınlarda olmalı. Ses çok net bir şekilde tabandan geliyor.         

Nevzat tulumunu, matını ve kabanını getirdi. Yorgun bir şekilde çadıra girdi ve matını sererek tulumun içine girip hemen yattı.

Battal boy bir çöp poşeti bulup çadırlardan uzak bir yerden kar küreği ile poşeti karla ağzına kadar doldurdum.  Durmuş ve Çetin’in çadırına geçtim. Ocağı ve tencereyi çıkarıp kar erittim. Sıcak su hazırladım. Termosları sıcak su ile doldurdum. Yemekleri çıkardım. Çok sevindiler. Ama suyun haricinde hiçbir şey istemediler. Üstelik yemekleri de hazırlamıştım. Ülkerin hazır yemeklerini ısıtıp yiyecektik. Durumları iyi değildi, hiçbir şey yemediler.

22.00 - Artık yavaş yavaş uykum geldi. Sekiz gibi gelmiştim ama hala dinlenmemiştim. Dışarı çıktım. Derin derin soluklandım. Hala ayaktaydım, burada olmak çok keyifliydi. Tuvalet için yürüdüm biraz. Kampta hiçbir ses yoktu. Nevzat’ın yanına gittim. Çadırın içi çok soğuktu. Tulumun içine girdim. Altımda şişme mat olmasına rağmen yerin soğukluğunu aynen hissediyorum. Uyumuşum.  

Yukarı Dön
admin Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Konum: Didim
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1005
  Alıntı admin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 21.Kasım.2008 Saat 19:31

01 Ağustos 2007 - Çarşamba

 

07.00 - Uyandım. Çok güzel uyudum bugün. Sıcacık tulumdan çıkamadım, daha doğrusu çıkmak istemedim. Tekrar uyudum.

08.00 - Kalktık. Kahvaltı için Çetin ile Durmuş’un kaldığı çadıra geçtik. Çetin sıcak su için kar eritmeye başlamış zaten. Ben de termos bardağıma Knorr Acılı Domates hazır çorbası koydum. Müthiş bir keyif. Ben tırmanış boyunca her sabah sıcak hazır çorba içmeyi planladım ve sadece domates ile mercimek çorbası aldım. Onlar çay içtiler.

09.00 - Başkan her zamanki gibi yine boş durmadı. Başkan ve Osman aklimatize amacıyla yarınki rota üzerinde yürüyüşe başladılar.  

Kahvaltıdan sonra Durmuş ve Nevzat çadırlarını, Bülent ile Osman’ın çadırlarının karşısına kurdular. Bende yavaş yavaş malzemelerimi ve çantamı Çetin’in çadırına taşıdım. Taşınma işi bittikten sonra tulumun üzerine uzandım. Çetin her zaman ki gibi çadırda uyuyor. Öğlen sıralarında dolaşmak için çadırdan çıktım. Kamp yerinin üst tarafında kayalıklardan eriyen sularla su kaplarımızı ve pet şişeyi doldurdum. Eritilmiş kar suyunun tadı çok kötü. Bu tat çay ya da çorbada fark edilmiyor ama suyu sade içtiğinizde bu irtifada çok iyi fark ediyorsunuz. Buradan sızan suyun tadı çok daha güzel, ama buz gibi.

11.00 - Osman yukarıdan yalnız döndü. Sırtın üzerine çıkıp, dinlenmiş ve orada çay keyfi yapmış. Başkan ise yürüyüşüne devam etmiş. Henüz dönmedi.

Öğlen Ülkerin hazır yemeklerinden sebzeli tavuk çıkardık. Getirdiğimiz bütün baharatlarla zenginleştirdik. Çetin ben yemek istemiyorum dese de yarısını yedi. 5400 metrede bir tabak sıcak yemek, inanılmaz keyifti.

12.00 - Başkan uzun yürüyüşünden döndü. Öğreniyoruz ki 5786 metre sınırına kadar tırmanmış. Alaattin Karaca bu, tırmanır. 6200 metre kampına gitmemesi de ilginç. Mutlaka özel bir durum vardı, yoksa 6200 metreye tırmanıp geri dönerdi.  

15.30 - Toplantı için bir araya geldik. Başkan içinde bulunduğumuz durumu özetledi. Yarın ki program hakkında bilgilendirdi. Her toplantıda hatırlattığı gibi bu toplantıda da bu faaliyete Başkan olarak değil bir sporcu olarak katıldığını, Milli Takımı oluşturduğumuzu, ülkemizi ilk kez bu kadar kişi ile temsil ettiğimizi, kişisel olarak hepimizin sorumluluğumuzun çok fazla olduğunu, bu nedenle herkesin bu günü iyi değerlendirip iyi dinlenmemizi, yeterince bol sıvı  ve yiyecek alımına dikkat etmemizi dile getirdi. Sağlıklı olanların yarın sabah 08.30 da 6200 kampına hareket edeceğimizi söyledi. Buraya kadar her şeyin güzel gittiğini ve hava güzel devam ederse buradaki herkesin 7134 metreye çıkmak için uygun olduğunu ekledi.

Toplantıdan sonra Durmuş ve Nevzat’ın çadırına girdim. Erişte yapmışlardı ama iştahsızlık nedeniyle hepsini yiyememişlerdi. Çok da güzeldi, biraz atıştırdım. Onları da biraz daha yeme konusunda ısrarcı davrandım ancak birkaç kaşık alabildiler. Çay yaptılar ve ay çekirdeği vardı. Yaklaşık bir saatlik sohbetten sonra çıkıp yarın ki rota üzerinde biraz yürüdüm. Yine ağır adımlarla ve yavaş nefes alarak ilerliyordum. Fazla gitmeden karın üzerine oturup etrafı izledim. Başkan yine dışarıda ve dolaşıyor. Uzaktan bağırarak ne yaptığımı sordu, bende oturup etrafı seyrettiğimi söyledim. Doğrusu gerçekten çok keyif almıştım. Yukarıdan aşağıya kamp yerini, dışarıda gezinenleri ve uçşuz bucaksız uzanan beyazlığı ve heybetli yükseltileri izlemek hoştu. Kampta 60 tane çadır vardı. Birden kar yağmaya başladı. Hemen çadıra döndüm. Çetin yatıyordu, tabiî ki. Tulumun içine girmeden üzerine uzandım. Titreyerek uyandım. Uzun bir süre dalmışım. Hayatımın en büyük hatasını yaptığımı düşündüm bir an. Üşüyordum. Şu ana kadar iyi giden her şeyin mahvolacağını düşündüm. Sinirli bir şekilde tuluma girerek ısınmaya çalıştım. Akşam yemeği için hazır yemek ısıtıp yiyecektim, onu da yiyemedim. Suluktaki suyu içerek sıvı alımını ihmal etmedim. Çadırın içi de çok soğuktu ve kar hala yağıyordu. 

Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz Sayfa  123>

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.06
Copyright ©2001-2007 Web Wiz